TR | EN
Sütaş Ayraniç 06.07.2003

Sütaş Ayraniç 06.07.2003

Hiç Kimseyi Atlamadık
 
Kişisel Değerlendirme
Sütaş Ayraniç
1......10
Vurucu
8
Tek fikir üzerine kurulu
8
Hedef izleyiciye uyar
9
Ürün filmin kahramanı
8
Zevkle izlenir
     10
Markayı güçlendirir
9
 
 
 
 
 
 

 
Köşemde özel dizilere ve siyasi iletişime yönelik yorumlara daha fazla yer ayıracağımı belirtmiştim. Bu bağlamda haftaya yeni bir diziye başlıyorum: ENFLASYONDAN SONRA. Bir kaç hafta boyunca, enflasyonsuz ortamda bizleri neler bekliyor sorusuna cevap arayacağız. Yüksek enflasyon iliklerimize öylesine işlemiş ki onsuz bir dünyada nasıl davranacağımızı, işlerin nasıl değişeceğini, hangi sektörlerin olumlu, hangilerinin olumsuz etkileneceğini tahmin etmek çok ilginç bir egzersiz olacak. Bir o kadar da yararlı umarım. Umarım lafını “inşallah düşer de” anlamında kullandım. Bu konuda sizlerden gelecek tahminleri de bekliyorum.
 
Ne kadar süreceği belirsiz dizilere başlamadan önce de torbada birikenlere kısa kısa değinmek istedim. Aslına bakarsanız bugün yapacağım değerlendirme, neden kendime yeni konular aradığımın da açıklaması olacak çünkü reklam dünyamızda çok da değişen bir şey yok.
 
Bankalar ve ödeme sistemleri:
Garanti ve özellikle Bonus pazarlama iletişimini en iyi uygulayıp ekmeğini yemeğe devam ediyor. Garanti Mini Banka üründe büyük farklar taşımamasına rağmen çok iyi hazırlandı ve sunuldu. Bonussimo ise Bonus reklamlarında yeni bir zirve bana göre. Keyifle izleniyor, izlemeye doyulmuyor.
 
Özünde mevduat bankacılığı yapan Akbank her zamanki gibi çok başarılı ve çok karlı bir şirket. İnsanlar kuruma ve sembol kişilerine duyduğu güvenden ötürü paralarını gözü kapalı Akbank’a yatırmaya devam ediyor. Akbank reklamları da bunun verdiği rahatlıkla eğlenmeye ve eğlendirmeye...
 
Yapı Kredi’nin eski havası kalmadı ve görünüşe göre asla yakalayamayacaklar. Dışbank çabalıyor ama nereye kadar bilemem. Piyasayı beklenti içine sokan Oyak Bank emekli paşaların yazdığı senaryolarla iletişim yaptığını zannediyor. Koçbank da galiba hiç bir zaman Koç Grubu’nun hacmine ve pozisyonuna layık bir banka olamayacak. HSBC ise Advantage kart sahiplerini kredi kartı sahibi yapma operasyonuna başladı. Reklam ilgi çekiyor ancak amaca ne kadar hizmet ediyor emin değilim, ölçmek lazım.
 
İş Bankası da bildiğiniz gibi. Reklamları hiç bir zaman bir şeye benzemedi ama zaten kurum da alıştığımız her hangi bir şeye benzemiyor. Kamu kuruluşu mu özel şirket mi? Ticari bir banka mı, sosyal bir kurum mu? Ortakları arasında bir de siyasi parti var. Sahibi kim? O kadar yatırımın hesabını kim sorar, kim verir bilinmez...
 
Dayanıksız Tüketim
Ülker de bildiğimiz gibi. Çağdaş pazarlamayı bilen yeni yöneticiler transfer ettiler ve reklamları biraz düzeldi ama temeldeki kısa vadeli “tüccar” düşünce tarzı değişmedi. Satıyorsa iyidir ve piyasaya her hafta bir yeni ürün sunarsanız satış hacmini korursunuz. Evet bugün satıyor ama yarın ne olacak? Geçen aylar içinde bisküvi-şekerleme alanında yirmiden fazla yeni ürünlerini gördüm raflarda. Hangi birini layıkıyla destekleyip bir yerlere getireceksiniz? Eskiler ne olacak? 
 
Rakibi Eti ise Eti Form ile stratejik pazarlama dersi verirken “anırmalı” bir Top Kek reklamıyla şaşırttı. Neyse ki Eti Form Türkiye’nin tartışılmaz diyet markası olma yolunda sağlam adımlarla gidiyor. Basit; Form ye formda kal.
 
Doğuş çay daha önce Pepsi’nin global bir kampanyasında kullandığı fikri aynen apartmış. Açıp sormadım ama herhalde hala bir ajansları yok. Aslında sormaya gerek duymadım çünkü bu reklam için ajansa gerek yok. Varsa paraya yazık. Ver Pepsi filmini Sinan Çetin’e aynen çeksin. Bu arada reklamcı dostlarım kızacak ama benim, tüccar Güven olarak Pepsi’nin on sene önce kullandığı ve sanırım burada oynamayan reklam fikrini kullanmalarına “kreativ ruh” açısından bir itirazım yok. İlk reklamlarla bunun arasında marka kişiliği açısından bir tutarsızlık var, derdim o.
 
Bal küpü markası çaya girerken farklı bir marka kullanmalı idi diye görüş bildirmiştik. Geçenlerde bir süpermarket yöneticisinden mail aldım. Bal Küpü çayın gayet iyi sattığını söylüyor. Eğer başarılı olursa söylediklerimizi aynen geri alır, marka sahibini tebrik ederiz. Markanın sınırlarını çizmede kesin kurallar yok. Bir yargıda bulunurken de çok temkinli davranıyoruz. Biraz araştırma, biraz tecrübe, biraz da his grekiyor. Aynı şeklilde Dove markası da saç bakımına gitmez demiştim, global bir kararla şampuana girdiler. Orada da yanılmış olabilirim ama bir de çuvallarlarsa bunu manşetten ilan etmez miyim aleme?
 
P&G şirketi de İpana reklamında müşterilerine “adam” demeye devam ediyor. Geçenlerde ünlü bir reklam yazarına fikrini sordum; “genelev reklamı yapıyorsan uygun bir ifade”dedi. P&G bayilerine bir anket mi yapmalı acaba? Soru da şöyle olurdu: “Sen adam mısın?”
 
İş yaptığım markalar hakkında yazmama prensibimden dolayı geçen yaz bu köşede Sütaş’a değinememiştim. Neyse ki projemiz zaman aşımına uğradı da bu yılki Ayraniç kampanyasını rahat rahat övebiliyorum. Değerlendirme kutusunda da göreceğiniz gibi reklamı çok başarılı buluyorum. Sütaş zaten ayranda açık ara lider, rakipleri onun lezzetine ve kıvamına yaklaşamıyorlar bile. Bulundukları bölgelerde agresif dağıtım politikaları sürüyor. İletişim de çok başarılı. O zaman yerini kaybetmesi için mucize gerekiyor. 
 
Diğer:
Shubuo satışları iyi gidiyormuş. Devam reklamları da tam gaz. Benim favorim “öz” mevzulu olan haber paketi.
 
Terlik reklamları iyice azaldı mı ne? Bir ara bu işin matemetiğinden bahsetmiştim galiba.
 
Borusan markasından neredeyse bir yıldır bahsedeceğim ama bir fırsat çıkmadı. BMW reklamı yazıp bahane edeyim dedim, o da pek görünmüyor. Derdim şu; Borusan Grubu Türkiye’nin nitelikli, düzgün, sorumluluk sahibi şirketlerinden biri. İyi şeyler yapsalar da algı ve etkinlik açılarından bir türlü büyük gruplar arasında yerlerini alamıyorlar. Nedenini söyleyim mi; isimleri. “Borusana girerken” espirisinin nesilden nesile aktığı bir ülkede Borusan gibi kötü bir isimle bir yere gidilmez düşüncesindeyim. Tek çare ismi değiştirmek. Sonuçta nihai tüketiciye çok bağlı bir marka değil, bu tür değişiklikler kolaylıkla yapılabilir. İlaç devlerine baksanıza. Birleşip birleşip isim değiştiriyorlar. Sandoz ve Ciba vazgeçilecek markalar mıydı? Bir gecede Novartis oldular. Hadi cesaret.
 
Hürriyet’teki Güzin Abla logosunun değişimi kararı için ben de mail attım ama bir tüketici kadar bile ilgi görmedi uzman görüşümüz. Bence Güzin Abla adı korunmalı ancak oradaki gerçek fotoğraf yerine siyahbeyaz ilüstrasyonunun yer alması daha doğru olur. Kentucky Fried Chicken markasının kurucusu gibi bir yandan sembol niteliğinde varlığını ilelebet sürdürür, öbür taraftan da değişimi simgeler. Köşenin gerçfek yazarının ise arada sırada başka ortamlarda tanıtılması etik açıdan ve motivasyon için gerekli.
 
Bu yazının başlığını Spike Lee ile 25. Saat filmi için yapılan ropörtajdan esinlendim. Gazeteci soruyor: “Filmin en can alıcı sahnelerinden birinde Monty ayna karşısında, Pakistanlı taksi şöförlerinden Enron yöneticilerine, El Kaide`ye kadar herkese dümdüz giriyor. Bu sahneyi çekerken gelebilecek tepkilere kendinizi hazırladınız mı?” Cevap süper: “Hiç kimseyi atlamadık. Dolayısıyla kimse şikayet edemedi!” İkinci kitabımın başlığını buldum bile.
 
Web sitemiz yenilendi. Ziyaret eder ve eksik gördüğünüz şeyler varsa lütfedip bize yazarsanız sevinirim.
 
Reklamlardan Sonra adlı kitabım ikinci baskıya giriyor. Teşekkürler.