TR | EN
Brand Extension 29.06.2003

Brand Extension 29.06.2003

Brand Extension
 
1991 yılından beri marka üzerine yazıyor ve konuşuyorum. Ama sadece marka üzerine yazıyor ve konuşuyorum. Bunun da kendi markamı oluşturmadaki önemli nedenlerden biri olduğunu hep söylerim. Hatta, çoğu markanın başarısında olduğu gibi, yaptığımın bir fedakarlık (sacrifice) olduğu inancındayım. Çünkü benim de herkes gibi hayatın değişik alanlarında, özellikle de spor ve siyaset konularında söyleyecek çok şeyim var ve şimdiye kadar yazdıklarımı yayınlatacak bir yer bulma konusunda da sıkıntım olmadı. Ama marka uzmanı olarak konumlanabilmem için o alanda kalmam gerekirdi. Yoksa bana iş vermesi beklenen müşteri adaylarımın kafası karışırdı.
 
Ancak yaklaşık altı aydır yazılarımda siyasi konulara da giriyorum. Bugünkü yazıyı gelecekte siyasi dozu bilinçli olarak artıracağımı duyurmak için kaleme aldım. Son dönemde şirketlerimizdeki sanayici zihniyet ile devlet kademelerindeki buyurgan zihniyet arasındaki benzerliğe, markalar yaratamamanın politik kökenlerine değindim ancak olaya hep “iş dünyası” tarafından baktım. Bundan böyle siyasi partilerin ve liderlerin yaptığı iletişim çalışmalarına da gireceğim. Eski tip pazarlama yazıları da olmakla birlikte politik doz gelecek yıl yapılacak yerel seçimlere kadar giderek artacak. Sonrasını bilmiyorum.
 
Bunu neden yapıyorum?
  1. Birincisi artık kendi markamın alanında yeterince güçlü olduğunu ve bir genişleme (extension) kaldırabileceğini düşünüyorum. Özellikle de damardan siyasete girmeyerek ve siyasetin hep iletişim tarafında kalarak bunu başarabilirim. 
  2. İkincisi ve en önemlisi ülkeme karşı duyduğum sevgi ve sorumluluk. Karşımızda bir Genç Parti gerçeği var örneğin. Herkesi hayretler içind ebırakarak iktidar ortağı oldular ve henüz bizim klasik siyasetçi de medya mensupları da Genç Parti’nin başarısının sırrını çözemediler, iletişimin payını kavrayamadılar. Kafalar hep perde arkası ittifaklara, ordu desteğine filan çalışıyor. Onlar da var kuşkusuz ama sokaktaki insanı meydanlara çeken gücü kabullenmekte güçlük çekiyor herkes.
 
O yüzden üzerime vazife edindim. Başarılı siyasi iletişim çalışmalarının sırlarını tüm partilerin dikkatine sunabilirsem daha adil bir siyasi mücadele olur ve gerçekten “iyi” olan kazanır, reklamı iyi olan değil. Duruşum her zamanki gibi tarafsız kalacak ve teknisyen yazıları yazacağım. Tarafsızlığı bir partinin sözcüsü olmamak ve iş ahlakına bağlı kalmak anlamında kullanıyorum. Yoksa Türkiye’nin özgürleşmesi, ülkenin soyulmaması ve AB yolunda hızla yürümesi konularında kesinlikle tarafım. Yeri gelmişken söyleyim, aktif politika yapmayı kesinlikle düşünmüyorum.
 
Ben lise döneminde biraz siyasetle ilgilenmiştim ama 1979 yılında ODTÜ’yü kazandıktan sonra ilişkimi kestim ve ODTÜ yıllarım dahil, o gün bu gün siyasi parti mitingine bile gitmedim. Çevremde siyasi bir tartışma yaptığımı dahi gören yok gibidir. Sadece geçen yıl seminer için gittiğim bir Anadolu şehrinde yemeğe çıkacağım çocukluk arkadaşımı beklerken onun ısrarıyla yöneticisi olduğu partinin bölge toplantısına gidip bir saat kadar orada bulundum ve sadece dinledim. Toplantı bitti, gidip yemeğimizi yedik ve sonrasında çarşıda yürürken polis tarafından çevrildik. Kimlik bilgilerimiz bilgisayara girildi. Yirmibeş yıldaki ilk siyasi vukuatımda ebelenmem ya büyük bir tesadüftü, ya da hakkında pek bir fikir sahibi olmadığım polis devleti konusunda çarpıcı ve ürkünç bir gerçeği gösteriyordu.
 
Gelecek hafta, hakkında uzun uzun yazmaya gerek duymadığım son dönem reklamları hakkında kısa kısa yazıp sonrasında da “Bu topraklardan dünya markası çıkar” başlıklı bir diziye başlayacağım. Akabinde enflasyon sonrası Türkiye’ye yönelik bazı projeksiyonlarda bulunacağım. O da diziye döner mi bilemem ama aklımda ilginç şeyler var. Vatana millete hayırlı olsun.