TR | EN
Ağız Tadıyla Sarar Eleştirisi 03.11.2010

Ağız Tadıyla Sarar Eleştirisi 03.11.2010

Giriş: Sarar kardeşlerin yetmişlerdeki atölyesi arkadaşım Ali Kadirlerin evinin tam karşısındaydı. Gece yarılarına kadar çalışırlardı. Seksenlerde Köprübaşı’ndaki mağazalarından sürekli alışveriş yapıp babamın hesabına yazdırırdık.  İstanbul’a taşınıp plaza hayatına geçtikten sonra birkaç Beymen takım alsam da tekrar Sarar’a döndüm çünkü o yıllarda Sarar mükemmel bir fiyat-kalite dengesi tutturarak ulusal marka olmuştu. 4.Levent’deki evimizin yakınına Es Es’in eski kalecilerinden Doğan abi Sarar mağazası açınca ilişki artarak sürdü. 2002 yılında “Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar mı?” başlıklı kitabımda Sarar’ı dünya markası adayları arasında göstersem de bazı şüphelerim vardı. Çünkü Eskişehir’e her gidişimde Sarar beni şaşırtıyordu.
Biz, birkaç yıl önce Markam için stratejik tercihler yaptık ve hazır giyimin de içinde olduğu bazı sektörlerle çalışmama kararı aldık. O yüzden, gardrobundaki yirmi ceketten on altısı Sarar olan bir sadık tüketici ve iş yapma hevesi olmayan bir danışman olarak bugün içimdekileri rahatça bir dökmek istedim. Çünkü Sarar şu sıralarda önemli bir dönüşüm eşiğinde.
Gelişme: Türkiye’de sanayileşmenin öncü grupları Koç ve Sabancı, o zaman cazip görünen hemen her sektöre yatırım yaptılar. Bunun karşılığını da aldılar çünkü gelişen ülkemizde her tür ürüne ihtiyaç vardı ve üretebilen kazanıyordu. Bu gruplar, kurucularının vizyonu sayesinde ülke ortalamasının çok üzerinde bir yönetim becerisi ve kurum kültürü de oluşturabildiler. Büyüdükçe büyüdüler. Doğal olarak bu holdingler tüm iş dünyasının rol modeli oldu. Anadolu’da küçük Koç’lar oluşmaya başladı. Cemalettin ve Celalettin Sarar kardeşler gece yarısı Asarcıklı caddesinden evlerine doğru yürürlerken bir gün zengin olup köşedeki benzinciyi almanın, güzel köfte yapan bir lokanta açmanın hayallerini kuruyorlardı kuşkusuz.
Şans onlardan yana oldu ve bu düşlerinin çoğunu gerçekleştirdiler. Ben de Eskişehir’e her gidişimde yeni bir Sarar girişimiyle karşılaşıp şaşırdım. Benim gözümle gördüklerim şöyle:
·         Benzin istasyonu
·         Otomobil bayisi
·         Sigorta acentesi
·         Bilişim Mağazası
·         Mobilyacı
·         Köfteci
·         Ev tekstili mağazası
Birinci kuşağın bu Koç-Sabancı öykünmesini anlayışla karşıladım ve örnek aldıkları grupların iki binlerde faaliyet alanlarını iyice daraltıp sadece uzman oldukları alanlara odaklanmalarından feyz alıp ilgisiz alanlardan çıkacakları umudumu korudum. SARAR’ın BOSS’u geçip erkek giyiminde dünyanın lider markası olma hedefine kilitleneceği günü heyecanla bekledim.
Derken geçen ay şirketin başına ikinci kuşaktan Emre Sarar’ın geçtiği haberleri çıktı. Evet, galiba o gün gelmişti. Kendisi Sarar’ın yurt dışı operasyonlarında başarıyla görev yapmış, fiziği düzgün, enerjik bir görünüm veriyordu. Sadece Sarar’ın değil, Türkiye hazır giyim sektörünün “Süleyman Orakçıoğlu” sonrası yeni yüzü olabilecek gibi görünüyordu. Bu heyecanla kendisiyle yapılan ropörtajları okuyunca biraz hayal kırıklığı yaşadım. Halbuki yıllarca Almanya’da kalıp BOSS’u yeterince analiz etmiştir diye düşünmüştüm. Belki de etti ve ben yanılıyorum. Bilemem.   
Öncelikle Emre Sarar’ın Türk tüketicisiyle ve Sarar’ın mevcut pozisyonuyla ilgili yorumunu sorgulayabiliriz. Kendisi Türkiye’de dar kalıpların tercih edildiğini söylerken herhalde Levent-Maslak hattıyla kısıtlı kaldı gözlemleri. Ya da ben yaşlandım. Sarar markası orta-üst ve ağırlıkla geleneksel Türk iş adamının rahat, sağlam, uzun ömürlü giyim markasıdır. Kesimleri biraz boldur. Nispeten rahattır. Şimdi bol kalıplı modelleri daha fazla elediklerini söylüyor ki bu bir hata olabilir. Sarar çağdaş görünümlü dar kesimli koleksiyonlar da yapabilir ama Markanın oturduğu ana zemini, esas tüketiciyi ve onun tercihlerini iyi değerlendirmek gerektiği düşüncesindeyim.
Bu yazıyı tetikleyen ise yeni sektörlere gireceklerini müjdelemesi oldu. Öncelikli hedefleri olarak lanse edilen havacılık sektörüne yeni proje yapmış biri olarak “kesinlikle bu işe girmeyin” derim. Türkiye havacılık sektörü ciddi çıkışta olsa da fazla yapabilecekleri bir şey yok. Büyükler boşluk bırakmadı. Küçük nişler de Sarar’a yakışmaz.  
Sonra da enerji yatırımları varmış sırada. Enerji şu sıralar tüm grupların gözdesi. Geleceği sağlam  kuşkusuz ama neredeyse herkesin girdiği bir alanda Sarar’ın rekabetçi avantajı nedir bilemiyorum? Başbakan’ın takım elbiselerini dikiyor olmak böyle bir avantaj sunuyorsa lafım olmaz. Zaten öyle yüksek siyasetten de hiç anlamam. Ama bir danışman olarak düşüncem o ki eskiden her işi yapan büyük grupların bugün ellerinde bir rekabetçi avantaj kalmadı. Sadece paraları var. O yüzden bir yeteneği,  avantajı olmayanlar şansını enerjide, inşaatta arayabilir ama Sarar gibi bir birikimi, sanatı olan bir grubun tek hedefi olmalı: “dünyanın lider erkek giyim markası olmak”. Hatta doğudan yükselecek bir erkek giyim akımını dünya erkeklerinin beğenisine sunmak.
Arz ederim sevgili ağabeylerim ve kardeşlerim.