TR | EN
Author(ity)

 

Çocukken bize öğretilen resmi tarihe şüphe etmeden inandım.

 

Büyüyünce tarihin “yazıldığını” anladım.

 

İletişimci gözlüğünü takınca tarihin güç sahipleri tarafından ihtiyaca göre yazıldığını idrak ettim.

 

Ve bu yaşımda author ile authority arasındaki ilişkiyi keşfettim.

 

 

Dünyanın yakın tarihini batı yazdı. Özellikle bugün yerleşik olan yargıların çoğu 18 ve 19. yüzyılda imal edildi, kavramlaştırıldı ve kökleşti. Bu hikayelerin özü Ari-Sami farkını netleştirmek, gerekçesi de Arilerin dünyanın sahibi olmayı hak eden vasıfları olduğunu iddia edebilmekti.

 

Bugün de benzer politik amaçlara hizmet eden farklı hikayeler üretilmeye devam ediyor. Hollywood sineması dışında bir yere bakmaya da gerek yok aslında. Örneğin başka kültürlerle temas kurdukları tüm filmlerde ana karakter, kahraman, iyi adam her zaman sarışın batılıdır. Karşısındaki bazen Kızılderili, bazen Vietkong, bazen Müslüman terörist... Ortak özellikleri hiçbirinin hikayesi olmaması. Batılı kahramanın bir ailesi, özel hayatı, değerleri var ve onu seviyoruz. Ama öbür taraftan kahramanımıza şuursuzca saldıran kızılderilinin bir ailesi, hikayesi yok. Onu hiç tanımıyoruz. Güruh halindeler ve sarışın yakışıklı onlarcasını öldürürken terlemiyor bile. Hatta arada espri yapıp klark atıyor.

 

Tabi bunlar hep vardı ama son yıllarda Amerikan sinemasının tarihte hiç olmadığı kadar Pentagon’un hizmetine girdiğini görüyoruz. Son Golden Globe da bu pis propagandanın dibidir. İran ve Afganistan’la ilgili “ödüllü” filmleri izlemek için sabırsızlanıyorum çünkü büyük ihtimalle çöp.  Onlar dışında tüm Arapları terörist olarak gösteren Homeland ve ABD’yi yücelten Lincoln topladı ödülleri. Törende Spielberg eski başkan Bill Clinton’a asker selamını çakınca anladık ki artık bunların kimseden korkuları  kalmamış.

 

Ben öyle yüksek politikadan anlamam. Ancak Amerikan filmlerinden gördüğüm kadarıyla Beyaz Saray’ın Hollywood’a tavsiye ettiği konumlandırma tablosu şöyle bir şey:

 

ABD: Demokrasinin beşiğidir ve İngiltere de en büyük müttefikimizdir.  Amerikan yaşam tarzı insanlığın ulaştığı son noktadır; Sorgulanmamalıdır..

 

Fransa: ABD’ye kafa tutma ihtimali yok. Alemci millet. Öte yandan Amerikalının en büyük eksiği olan tarihsel kök ve kültür açığını kapatacak ideal ülke. Her yıl Paris veya Fransız kültürü temalı bir filme ödül vermek iyi olur.

 

İtalya ve İspanya: Fransa’dan sıkılanlar için alternatif destinasyonlar, rakip olamayacak dost ülkeler. Barcelona ve Roma gidilesi yerler. (Ellerinden öper Woody.)

 

Almanya: Eski düşman, fazla parlatmaya gelmez. Teknisyen olarak arada tamamlayıcı rollerde kullanılabilirler. Başrol olmaz. Ülke de özellikle casusluk filmlere arka plan olabilir.

 

Japonya: O da eski düşman, yeni rakip. Fazla şımartmayalım. İş dünyasındaki komik ritüelleri ve sushi-wasabi ile dalga geçilebilir.

 

Rusya: Şeytan, ebedi düşman. Tüm filmlerde tek pozisyonu olabilir; Mafya.  Bir gıdım üstü bile kabul edilemez.

 

Çin; Yıllarca sadık hizmetkarlar olarak sunduk ama onlar da gelişiyor. O zaman yeni nesil zengin Çinliler sapık, üç kağıtcı tipler olarak sunabiliriz. (Hangover iyi örnek). Casus filmlerinde mekan olarak da Çin şehirleri değil Hong Kong öne çıkarılmalı.

 

Kore: Uzak Doğu’daki gerçek müttefikimiz onlar. Destekleyelim. Olimpiyat verelim, fütüristik filmlerde (Cloud Atlas) geleceği Koreliler temsil etsin. Baz popçularını dünya çapında meşhur edelim. Güzel Koreli kızlar bulalım.

 

Hindistan: Renkli bir ülke. Batının üstünlüğü sorgulanmadan bazı folklorik unsurlar alınabilir. Felsefeleri değil. (Slumdog Millionare ve Life of Pi iyi örnekler)

 

 

Brezilya: “Soft power”, Arjantin gibi kafa tutmazlar ama yine de dikkat. Biz yetenekleri daha çok küçük orta Amerika ülkelerinden arayalım, bu büyük ülkelerin sağı solu belli olmaz. Solcu bir lider gelir, diklenir filan.

 

İran: Her halükarda başı ezilesi, pis, berbat bir ülke. Herkes şeytan, herkes kötü, şiddete eğilimli. Değil iyi, vasat bir İranlı bile olabilemez. İran’a çakan her sanatçı bir şekilde ödüllendirilir.

 

Türkiye, Mısır: Geçmişte büyük uygarlıklar, imparatorluklar kurmuş, iddialı ülkeler. Fazla güçlendirmeden müttefik olarak tutmak lazım. Filmlerde köhne mekanları arka plan olarak kullanın. Kızarlarsa gaz almak için arada bir sanatçıları çıkıp ödül töreninde iki laf edebilir. Fazlası yok.

 

Körfez Ülkeleri: Müttefikimiz olan bu hacıağalara parası karşılığında bazı filmler (Sex and the City finali, Yemen’de somon avı) çekip dünya kupası gibi organizasyonlar verilebilir. Hakkınızı alın ama.

 

Bu tabloda bir tek İsrail ve Yahudileri bir yere oturtamıyorum. Amerikan medya ve sinemasında etkileri büyük. Ama giderek çirkinleşen bu hikayelerin üretimine koşulsuz destek vermeleri uzun vadede doğru seçim mi bilemiyorum. Çünkü Anti-semitizm günümüzde Yahudi karşıtlığı olarak daraltılsa da etimolojisi itibariyle “Sami karşıtlığı” demektir. Yahudilerden çok Arapları içerir. Yani Yahudiler köken itibariyle buralara aittir ve devamında da bu coğrafyada yaşamak istiyorlar. Dediğim gibi, hiç anlamam bu işlerden. Sevdiğimden soruyorum.