TR | EN
Orta Gelir Tuzağı 15.08.2012

 

Son zamanlarda ekonomi elitinin dilinden düşmeyen bir laf “orta gelir tuzağı”. Anlamı şu; Evet ekonomide işler iyi gidiyor, global krizden az etkilendik filan ama kişi başı gelir de beş yıldır on bin dolara takıldı kaldı. Halbuki hayalimiz, hatta resmi hedefimiz Cumhuriyetin 100.yılında kişi başına 25 bin doları yakalayıp sınıf atlamaktı. Görünen o ki ülkenin zenginler kulübüne gireceğine olan inançta bir azalma var son dönemde. Ben bu müteahhit-sanayici kafasıyla katma değer yaratmada zorlanacağımızı yıllardır söylüyordum ama şüphelerim son dönemde yapılan işlerle net ve olumsuz bir yargıya dönüştü. Evet, bu kadrolarla orta gelir tuzağı kaçınılmaz.

 

İnsanları yanıltan neydi?

 

Türkiye’nin 2002-2012 yılları arasında yaşadığı istikrar ve büyüme dönemi herkesi aşırı iyimser bir beklentiye soktu. On yıl boyunca yükselen grafiği fütursuzca bir on beş yıl daha doğrusal olarak uzatıp 2023 hayalleri kurduk. Halbuki son on yıl, Türkiye’nin büyük sıçrama gerçekleştirdiği bir altın çağ değil, sadece geçmişteki büyük hataların tekrarlanmadığı iyi, ancak normal bir dönemdi. Yetmişlerden iki binlere Türkiye ekonomisini yönetenler zamanında öyle büyük hatalar yaptılar ki AK Parti hükümetinin hata yapmaması bile onları geçmiş tüm hükümetlerin üzerinde bir başarı puanına yükseltti. Kronik enflasyonun bitirilmesi (ki bence hangi hükümet olsa bitecekti) de onların hesabına yazdı. Yoksa ortada dahiyane bir program filan yok. İstikrar var.

 

Süren istikrarı hafife almak istemem. Ecevitlerin, Çillerlerin yaptığı hataların ceremesini hep birlikte çektik. Bazı Avrupa ülkeleri hala benzer basit hataları tekrarlayıp duruyor. O yüzden Ali Babacan ve ekibini çok takdir ediyorum.  Ama bir marka danışmanı olarak da henüz zenginler ligine çıkmamızı sağlayacak katma değeri yaratmaktan çok uzak olduğumuzu yıllardır söyleyip duruyorum.

 

 Çözüm Var mı?

 

Açıkçası Türkiye makro dengeleri iyi takip ediyor. İşsizlikle mücadele iyi. Dış ticarette büyük bir çaba var. Komşulardaki problemlere rağmen ihracatımız artıyor. İç piyasa, özellikle konut canlı. Tarım fena yönetilmiyor. Bütün bunlar iyi hoş da işte sizi ancak on bin dolar seviyesine getiriyor. Ondan yukarısı için başka şeyler lazım: Teknolojik liderlik, popüler kültür ihracatı, markalaşma, hükümet liderliğinde agresif satın alma ve yatırım politikaları gibi bizimkilerde olmayan şeyler.

 

Ak Parti’nin çekirdek kadroları disiplinli, çalışkan, inançlı ama görgü ve vizyonları eksik. Araştırma sonucudur, ülkedeki reklamcıların sadece %1’i onlara oy vermiş. O yüzden TL, İstanbul 2020 Olimpiyat logosu ve benzeri tüm üst düzey estetik işlerde saçmalayıp duruyorlar. Anlamıyorlar. Ülkedeki kariyerli mimarlar içinde de AK Partili olduğunu zannetmiyorum. O yüzden Ataşehir’e Selimiye taklidi bir cami yapıp Sinan’ın kemiklerini sızlatıyorlar. Çamlıca camii için de uyduruk bir yarışma açıyorlar. Ne çıkacağı belli; İstanbul varoşlarındaki kötü mimari örneklerin biraz daha eli yüzü düzgünü. Cami yapılmasına karşı ve camiye gitmeyen biri değilim bu arada.   

 

Umutsuzum çünkü bu zihniyet ne kentlerin markalaşmasında, ne kavram geliştirmede, ne sembol  üretiminde, ne de Türkiye’nin global markalaşmasında bir basamak bile yukarı çıkamadı. Üç seçim kazanmanın verdiği özgüvenle iletişimi bildiklerini zannediyorlar. Bildikleri, rakiplerin döküldüğü seçimlerde, köylü ağırlıklı milletin oyunu almaya yetiyor ama küresel çapta projelere kısa kalıyor. TOKİ projeleri ortalamaya iyi geliyor belki ama evrensel standartların çok gerisinde. Çünkü TOKİ dediğin de laz müteahhitin kravat takmışı. En büyük icraat duble yolların hepsinde bitmez tükenmez onarım çalışmaları var. Dökülüyorlar.

 

Kavşak-konut yapımından biraz daha fazla yönetim becerisi gerektiren işlerde, örneğin sportif konularda da gerileme dönemindeyiz. Hükümete yakın olup son dönemde etkinliği artan İstanbul müteahhitleri ve Konya-Kayseri-Antep sanayicilerinde de katma değer, marka yaratacak birikim yok. İş adamı olarak iyiler, dinamikler, esnekler, cesurlar ancak özünde nitelikli fasoncular. Onun da üst sınırı on bin dolar.

 

Teknoloji alanında da bir çaba var. Örneğin arge desteklerinin artmasını takdirle karşılıyorum ama maalesef bunlar da bilerek yapılmıyor. Kore örneğinde olduğu gibi bazı işlerde hükümetin kesin iradesi ve müdahalesi lazım. Ancak onun için de mikro ekonomi ve iş bilmek gerek. Ayrıca siz TÜBİTAK’ın geliştirdiği yerli işletim sistemi Pardus’un önünü kesip Microsoft’a yatarsanız ve çözümü kendi arama motorunuzda değil de Google bahçelerinde ararsanız bu iş de olmaz. İşi bilmezseniz biri size gelip yerli oto yapacağım der, yersiniz. Öbür taraftan küresel bir şansı olan Temsa gider, Uzel gider, ardından bakarsınız.

 

Sözün özü; AK Parti çekirdek kadrolarında milli geliri on binde tutacak istikrar ve irade var, 25 bine çıkaracak vizyon ve birikim yok. Bir nesil sonra kendi kadroları yetişir belki ama o zamana da tren kaçar. Zaten hükümetin katma değer getirecek dış ticaret, kültür ve turizm gibi işlerini devşirme kadrolar yürütüyor. Tüm bunların üzerine, bir sonraki seçimde AK Parti iç tüzüğü ciddi bir kadro değişimini mecbur tutuyor. Bakalım o zaman ne olacak?  Mevcut bakanları ve on bini aramayalım da?