TR | EN
Marka Şehirler 01.07.2011

Başbakana açık mektup

 

Sayın Başbakanım,

 

Bir meslek dergisinde kaleme alınan bu teknik yazının muhatabı siz olmamalısınız kuşkusuz. Ama  maalesef ülkemizde böyle bir “tek adres” durumu var. Marka ile ilgili bürokratların ve belediye yetkililerinin çoğu ile tanışırız ama nedense bu konudaki gerçekleri yukarılara iletmede pek başarılı olamıyorum.   

 

1991 yılındaki ilk makalemden başlayarak, bu ülkede marka konusunda ilk eğitimleri veren, ilk kitapları yazan ilk marka danışmanıyım. Çok uluslu şirketlerde on yılda edindiğim markalaşma deneyimini ülke sanayicisiyle paylaşıyorum. On kişilik ekibimle onbeş yılda yüzden fazla Türk markasına hizmet verdik. Derdim iş kovalamak değil. Başkaları yapsa da olur. Yeter ki doğru işler yapılsın. O yüzden üslubum sert ve doğrudandır.

 

Bu ülkenin iş dünyası marka yönetimi kavramıyla doksanlarda tanıştı. “Marka Şehir” lafı da yaygın olarak ilk kez 2004 yerel seçimlerinde telaffuz edildi. Sonra, 2009 yerel seçimlerinde partinizin resmi vaadi oldu. Yine aynı dönemlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı Marka Şehirler projesini başlattı. Bu projenin bürokratlarıyla değişik ortamlarda bir araya geldim.  İyi niyetli bir girişim ama eksik. Aynı şekilde, çok inandığım Turquality projesi de uzun süre patinaj çektikten sonra doğru noktaya geldi. Çünkü ülkede bu konuyu bilen az.

 

BÜYÜK ÜLKE MARKA ŞEHİRLER sloganı en son genel seçimlerde partinizin ilan başlıklarına taşındı. Eminim ki bir sonraki yerel seçimlerin ana teması yine marka şehirler olacak. Bu da normal çünkü marka çok havalı bir laf. İş dünyası da, sanat dünyası ve spor dünyası da son on senede bolca kullandı. Ancak işin gerçeği şu ki 2004 yılından bu yana ciddi bir marka şehir projesi yaptıran tek başkan Menderes Türel’dir. Kendisiyle yaptığım görüşmede, yabancı bir şirkete hazırlatılan bu rapordan tatmin olmadığını belirtmiştir. Olabilir. Ama konumuz o değil.

 

Esas mesele, marka şehir lafını ağzına sakız eden yüzlerce başkan, bürokrat veya sivil toplum liderinden hiçbirinin bu konuda gerçekçi ve geçerli bir çalışma yapmamış, yaptırmamış olmasıdır. Yani herkes boş konuşuyor. En son genel seçimlerde partinizin verdiği BÜYÜK ÜLKE MARKA ŞEHİRLER ilanının içi de boş. Metinlerde markalaşmaya yönelik tek bir ifade yok. Vaat edilenlerin hepsi inşaat projeleri.

 

Altyapı önemlidir ama bir stratejik yön olmadan yapılan inşatlar zarar verebilir. Bu ülke olimpiyat stadı, Formula pisti, bazı dev kongre merkezi yatırımlarından bir katma değer yaratamamıştır. Kazakistan başkenti Astana mükemmel bir şekilde tasarlanmış, hiçbir şeyden kaçınılmamıştır ama içinde yaşam olmayınca, insanla dolduramayınca bir kıymeti olmuyor. Arap ülkelerinde de bu tür çılgın kent (leşme) projeleri vardır. Başarıları tartışılır. Sizin ekibiniz bütün bu inşaat projelerini yürütecek kapasitededir ama o kentler için stratejik yönlendirmeyi yapacak, insanları motive edecek, orasını cazibe merkezi haline getirecek kişiler bu derginin okurları arasındadır.

 

Markalaşma bir stratejik tercih ve dolayısıyla bir vazgeçmedir. Bir yere konumlanmaktır. Sayfa komşum Ali Saydam’ın ifadesiyle kapitalizmin en gelişmiş, en sofistike ürünüdür. Bunu tasarlamak teknik bilgi,  kültürel birikim ve üst düzey zihinsel faaliyet gerektirir. Açıkçası bu birikim sizin yakın  çevrenizde yok. Yeni kan lazım. Örnek vermem gerekirse, (fikirlerine hayran olduğum) Ahmet Davutoğlu’nun  dış politikaya getirdiği vizyonun bir benzerini başka birileri kamusal marka ve iletişim alanına getirmek zorundadır. Yoksa markalaşma konusunda söyledikleriniz bir seçim vaadi olarak kalır. Tabii ki ülkede hiç kimse doğru örneği gösteremediği için bu sizin başkanlarınıza eksi puan yazmaz ama memleket kaybeder. Bu ülkenin ürünlerini, değerlerini markalaştıramazsanız, katma değer yaratamazsanız cari açık ve bir sürü problem ilelebet sürer.

 

 

Bir şehir, yöneticilerinin on yıllar sürecek işbirliği neticesinde markalaşabilir. Projenin doğal lideri belediye başkanıdır. Vali değildir. Valilerin elleri zayıf, birikimleri ve görev süreleri yetersizdir. Belediye başkanı ve ticaret (Sanayi) odası başkanı dışında, vali, emniyet müdürü, ilin üniversitesi ve diğer sivil toplum kuruluşları da projeyi desteklemelidir. Maalesef benim bildiğim tüm illerde bu kişilerin çoğu kavgalıdır. Lütfen işbirliği yapmayan illere beş kuruş destek vermeyin. Yazıktır.  

Marka şehirler için yetkin profesyonellere ihtiyacınız var. Ya dünya deneyimi olan ama ülkeye “Fransız” danışmanlık şirketlerini, ya da ülkeyi bilen ama şehirlerde fırsat verilmediği için deneyim kazanamayan marka danışmanlarını devreye sokmanız gerek. Tercihan bunların işbirliği içinde çalışacağı ekipler kurulmalıdır.  İşin doğrusu budur.

 

Saygılarımla.