TR | EN
Türkiye’nin Önünü Tıkayan İletişim Başarıları(!) 01.09.2004

Türkiye’nin Önünü Tıkayan İletişim Başarıları(!) 01.09.2004

 
Türkiye’nin Önünü Tıkayan İletişim Başarıları(!)
 
 
Kasket
İkinci Dünya Savaşı sonrasında sosyalizm dünyaya yayılırken, Türkiye’de de TİP meclise 15 milletvekili sokuverince egemenler panik olur. Genetik olarak ticarete, dolayısıyla kapitalizme yatkın durmayan Türk halkının sosyalizm rüyasından etkilenmemesi için kullanılacak argümanlar haliyle “ekonomik” değildir. Din ve namus öne çıkar ve muhteşem bir efsane yaratılır: Sosyalizm de herşey ortak ya, karılar da ortak. Evine giriyorsun ve askıda başka bir erkeğin kasketini görürsen geri dönüyorsun çünkü o sıra karın bir “kamu malı” olarak ortak kullanımda. Bu masala Türk halkının çoğu inandı ve kasket gibi bir sembolle akıllara kazındı. Türkiye’de sol hareketi en başından halktan kopardı. 
 
Komünizm Tehdidi
Rahmetli Celal Bayar her sene “İlkbahar’da komünistler ayaklanacak” diye yüreğimize korku salardı. Millet de komünistlerin gerçekten iktidara bir tehdit oluşturduğunu zannetip onu gördüğü yerde ezmeye yemin etmiş ülküce gençliğe sempatiyle bakardı. Gerçek sosyalist hareket Türkiye’de asla iktidarı alacak kadar güçlü olmadı ama bu tür maksatlı haberlerle her iki taraf da gaza getirildi.
 
İşçi Partisi/Türk Solu dergisi
Bugün Türkiye’nin (Murat Belge’nin tanımıyla) en “faşist” söyleme sahip dergisi Türk Solu adını taşıyor. Solculuk ve sol değerlerle ilgisi olmayan Doğu Perinçek’in teşkilatı da İşçi Partisi adını... Bu, Perinçek’in kendini solcu zannetmesi gibi kavrayış eksikliğinden ya da yorum farkından kaynaklanan basit bir şey gibi durmuyor. Bizde ve İngiltere gibi ülkelerde karşımıza çıkan çok üst düzeyde bir iletişim tezgahı sanki. Bu ve benzeri sebeplerle Türk halkı gerçek solun ne olduğu konusunda hiç bir zaman net bir fikre sahip olamamıştır.
 
Boğaz Köprüsü 
Altmışlarda İstanbul ulaşım tercihini yapacaktı. Ya çağdaş toplu taşım sistemleri, ya da karayolu keşmekeşi. Aydınlar-uzmanlar önceliğin toplu taşıma verilmesini, köprünün sonra yapılmasını, aksi halde bir köprüler tuzağına batılacağını söylediler. Ama iktidar bunu öyle bir manipüle etti ki şimdi sokaktaki adam “solcular köprüye karşıydı, bak şimdi ikincisi de yetmiyor” geyiğine sarıldı. Aslında aydınların dediği çıktı; İstanbul karayoluna teslim oldu, köprü köprüyü çağırdı, çarpık kentleşti ancak suçlular güçlü pozisyonlarını sürdürüyorlar maalesef.
 
Ak Günlere
Memleketin çanına ot tıkayan iletişim başarılarının tamamı sağ siyaset ya da statüko kaynaklı. Tek istisnası Ecevit’in yaptıklarıdır ki o da sol görünümlü statükonun sembol ismi olduğu için yukarıdaki yorum değişmez. Örneğin Ecevit MHP ile aynı çizgideki partisini herkese demokratik ve sol olarak yutturmuştur. “Dürüst lider” imajıyla beceriksizliğini ustaca örtmüştür. Ancak en önemli başarısı yetmişlerde umut olarak ortaya çıkmasını sağlayan “Ak Günlere” sloganıdır. Bu sloganla başlayan “kara”yeri boyunca Türkiye yokluklarla tanışmış, yıllarca sırtında Kıbrıs’ı taşımış ve son olarak da 2001 kriziyle darmadağın olmuştur.
 
Kıbrıs “Barış” Harekatı
Kıbrıs çıkarmasından dost sohbetlerinde bile uzun yıllar “Barış Harekatı” diye bahsettik. Muhteşem bir iletişim başarısıyla dilimize öyle yapıştı kaldı. Evet başlangıçta amaç barışı getirmekti ama sonrasında kimilerinin oralarda çöreklenme sevdasının ve Azerbaycan tarafından bile tanınmayan varlığımızın üstünü örten başarılı bir deyim oldu. Bu tanımlama ülkeyi dünyadan izole etmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürdü yıllarca.
 
Türklüğü Anadolu’ya hapsetmek
Kelimelerle bu kadar iyi oynanıp böyle başarılı önermeler üretmek ne büyük bir yaratıcı dehadır? Saygı duyuyorum. Kıbrıs’ı hesapta Rumlara “verirsek” Anadolu dışındaki tek toprağımızı da kaptırıp Anadolu’ya hapsolağız. Hikayeye bakın. Halbuki realite tam tersi; Kıbrıs’ta çözümü reddedersek Avrupa’dan ilelebet uzak kalacağız ve dünyadan dışlanmaya devam edeceğiz. Ha, Kıbrıs’ta çözüm sağlandıktan sonra Avrupa garanti değil elbette ama Kıbrıs’taki çözümsüz varlığımızın bizi Dünya veya Avrupa’ya açtığı tezi kadar manipülatif değil ikincisi.
 
30 Bin Kişinin Katili 
Abdullah Öcalan yakalandıktan sonra CNN’de Riz Khan’ın Q&A programına dünyanın her yerinden sorular geldi. Kimisi maksatlı, kimisi merak eden samimi sorular ama tamamı entelektüel bir derinlik içeriyor. Üzerinde düşünülmesi gereken iyi sorular yani. O programa Türkiye’den katılanlar (tamamı okumuş-aydın insanlar) “Otuz bin kişinin katili” dışında tek bir laf etmediler, en ufak bir katkı-derinlik sağlayamadılar. Pardon, bir kişi de “Apo’nun Kürtçe bilmediğini söyledi”. Helal olsun, nasıl kapatmışız konuyu tek bir cevapla. Ve yıllarca hiç bir şey tartışmamışız? Kaldı ki ölen otuz bin kişinin ezici çoğunluğu Kürtler.
 
Atatürkçülük
Yıllardır ülkenin kanını emenlerin en büyük dayanağı Atatürk oldu maalesef. Halbuki Atatürk’ün en önemli mirası olan “muasır medeniyet” tanımının bugünkü tek adresi Avrupa Birliği. Ancak işe bakın ki yıllardır Türkiye’yi AB yolundan uzak tutmaya çalışan statükonun desteği de Atatürk. Savundukları da onun seksen yıl öncesinin özel koşullarında yaptıklarını abartarak bugüne uygulamak... Bir insan bu kadar mı göz göre göre istismar edilir inanın hayrete ve dehşete düşüyorum.
 
 
Netice: Sol hareketin hiç bir iletişim başarısının olmaması ile Türkiye’de gerçek sol temsiliyetinin yetersizliği, bununla da demokrasimizin gelişememesi ve nihayetinde onunla da genel geri kalmışlığımız bağlantılandırılabilir mi? Bilemiyorum belki de fazla iddialı oldu ya da aşırı basite indirgedik. Yorumu politikacılar yapsın.