TR | EN
“Sosyal Sorumsuz” Türk Reklamcısı 01.03.2008

“Sosyal Sorumsuz” Türk Reklamcısı 01.03.2008

 
“Sosyal Sorumsuz” Türk Reklamcısı
 
 
Bir kaç yıl önce şakayla karışık ortaya attığım “Türk reklamcılığında 3 kuşak teorisi” değişik yerlerde yayınlandı ve haliyle üçüncü kuşak olarak tanımladığım kesimin çok hoşuna gitti. Merak eden Google’da “güven borça 3 kuşak” veya “3 kuşak teorisi” diye aratırsa bulur. Bahsi geçen makalede reklamcılık tarihimizin birinci kuşağının yazı kökenli sağlam entelektüellerden oluştuğunu ve bu abilerimizin emeklilik sürecinde olduğunu yazmıştım. Televizyon ağırlıklı ikinci kuşağın halen etkin olduğunu ve yerel pazarda insanları konuşturan işler yapıp ilgi çekebildiklerini belirtmiş ancak bu kuşağın da genelde formüllerinin standartlaştığını, global ölçekte işler üretmelerinin, sektörde devrim yapacak yeni fikirler getirmelerinin sürpriz olacağını söylemiştim. Hatta çoğu ikinci kuşağa giren “Kristal Elma küskünlerinin” bu yarışmaya dönmeleri halinde ödül kazanmada zorlanacaklarını ve dönmemelerinde bu beklentinin de rol oynayabileceğini iddia etmiştim.
 
Bu görüşlerim hala sürüyor ve değişik reklam ajanslarında karşılaştığım yeni nesil reklamcılar gelecek adına umudumu artırıyor. Ancak bu teorime ait taşlar yerine oturdukça yeni keşiflerde de bulunmuyor değilim. Örneğin nasıl birinci kuşak basın, ikinci kuşak televizyon odaklıysa bu yeni yetmeler de internet/oyun çocukları. Bunun olumlu yanı dünyaya çok açık olmaları, bilgiye hızlı ulaşımın keyfini sürüp evrensel olana daha kolay varmaları, özgüvenlerinin yüksekliği ve artan üretim verimliliğidir. Olumsuz yanı ise evrensele yaklaşan bu arkadaşların yerelden uzaklaşmaları. Bunun da birbirine bağlı iki olumsuz yansıması görünüyor son dönem işlerde; Birincisi halktan ve ülke gerçeklerinden kopuş, ikincisi ise dil konusundaki duyarsızlık.
 
Başlığa konu olan ikinci mevzu ile başlayalım. Derdim tabii ki YTL. Artık her YETELE lafı duyduğumda cinlerim tepeme çıkıyor çünkü bu uydurma laf reklamlardan çıkıp yarışma programlarına da girdi. Artık Acun Ilıcalı da Kenan Işık da “YETELE” diyor. Bu başarı “sosyal sorumsuz” Türk reklamcısınındır. Kültürümüzün ve bağımsızlığımızın en büyük garantisi olan  dilimizin en çok kullanılan kelimelerinden birini (bence) yanlış kullanıyoruz ve kimsenin umurunda değil. Hükümetin başörtüsü ve bazı ekonomik işler dışında bir hassasiyetinin olmadığı memlekette dile dair konularda en azından reklamcıların biraz kafa yormasını bekliyor insan ama nerde o birinci kuşak aydın reklamcılar? Yazıklar olsun. Yeni Lira veya Lira diyemediniz, aklınıza gelmedi, gündeminize giremedi, ilgilenmediniz. Sanki eskiden “TEELEE” diyormuşuz gibi şimdi “YEETEELEE” demeye başladık. Daha doğrusu başladınız, çünkü sokakta insanlar “Lira” ya da “milyon” diyor. Tüm bunlardan sonra da kimsenin “türban dışı gündemi yok” diye hükümete sataşma hakkı olduğunu sanmıyorum. Sizin de para kazanmak ve harcamak dışında bir gündeminiz yok gibi görünüyor. Ve öylesine sokaktan kopuksunuz ki çarşıya pazara çıkıp esnafın, milletin ne dediğini duymuyorsunuz.
 
En çok sahiplenmeniz gereken şey, işinizin gelecek garantisi olan Türkçe umurunuzda değil. Her tarafımız konut projeleriyle çevrildi, gazeteler çarşaf çarşaf inşaat reklamlarıyla dolu ve bu projelerin çoğunun adı yabancı. Çocuklarımız Mashattan’da, Uphill Court’da, Pelican Hill’de veya Avantgarden’da büyüyecek. Ne ayıp. Şunlara oturup Türkçe isim geliştirecek kadar sabrınız da yok yaratıcılığınız da. Kolay değil tabii ki. Yılda seksen bin marka tescili yapılan ülkede artık sözlükten isim bulup tescil ettirme devri bitti. Oturup yeni türetmeler, birleştirmeler yapmak  gerekiyor. Bu da vakit ve kafa işi. O zaman açarsın Redhouse sözlüğü, oradan bulursun çiçek-böcek isimleri. Redhouse bitince de zaten memleket de bitmiş olur. Tartışacak bir şey kalmaz. Bunları dert etmeyiz.
 
YTL ve inşaat projelerine yönelik on kadar yazım çıktı. Fikir sorduğum her uzman, görüştüğüm herkes bana hak veriyor ama tüm reklam ajanslarının tüm yaratıcılarını tek tek arayıp anlatacak halim de yok ki. Reklamcılar Derneği’ne Reklam Yaratıcıları Derneği’ne sordum, cevap yok. Konuyla ilgili son yazımda “eğer cevap gelmezse reklamcılar hakkında ağır konuşacağım” demiştim. Gelmedi. İşte konuşuyorum. Şu an Google’da “sosyal sorumsuz” deyince bir kaç bulgu geliyor. Önümüzdeki dönemde “sosyal sorumsuz” denince “Türk Reklamcısı” çıkması birilerini biraz düşündürür mü bilmiyorum ama kendi ruh sağlığımı korumak için bunu yapmam lazım. Bu eleştirileri sürdüreceğimi de beyan edeyim bu arada. Ayrıca sayıları onu geçmeyen reklamda “Lira” dendiğine şahit oldum. Çok da iyi geliyor kulağa ve yanlış bir fikir vermiyor. Bu işleri yapan reklamcıları da tebrik ederim.
 
Bu halktan kopma mevzu sadece YTL ile sınırlı değil. Son dönem reklamlarda da ciddi yabancılaşma eğilimleri görüyorum. Evet biz de global reklamların adaptasyonuyla uğraştık yıllarca ama bunu bu kadar da ezbere yapmadık ki? Bir Vodafone serisi var; “Kısa kesme, uzun uzun konuş” diyor. Yahu burası Amerika mı? Biz zaten halamızın kızının giydiği eteğin desenini bile on beş dakika konuşuruz annemizle. Ailesiyle bizim kadar konuşan başka millet var mı? Kime ne anlatıyoruz? Bir de anlayamadığım “anı yaşa” sloganı. Ya da World’ün “ben istersem”i veya HSBC Avantaj İrlanda halk dansları...  
 
Neyse konuyu dağıtmayım. Biri beni sustursun yahu....