TR | EN
Kişi Marka - 5 01.11.2008

Kişi Marka - 5 01.11.2008


 

Kişisel Marka Gücünin “İş”e Yansıması

İş adamlarına yönelik marka araştırmaları gösteriyor ki rahmetli Sakıp Sabancı’nın yeri hala  doldurulamıyor. Bence uzun süre de doldurulamayacak.

Televizyon haberlerinde de, yeni yüzler görmek yerine eski “muhabirlerin” göreve çağırıldığına şahit oluyoruz. Muhtemelen kanalın yazdığı haber metinlerinin inandırıcılığı kalmadı; kişilerin itibarına sarılıyorlar.   

Dizimizin bu bölümünde marka gücünün iş sonuçlarına yansımasıyla ilgili örnekler verip sanat dışındaki dev kişi-markalarımızı hatırlatmak istedim:


Sakıp Sabancı
Akbank uzun yıllar Türkiye’nin kar şampiyonu oldu. Banka en derin krizlerde dahi para bastı  çünkü insanlar Akbank’ı güvenilir, itibarlı ve iyi bir banka olarak görüp gözü kapalı paralarını teslim ettiler. Babam uzun yıllar Akbank ile çalıştı ve bundan hep gurur duydu. Bazı araştırmalarda bizzat gördüm ki bu güvenin ana aktörü Sakıp Sabancı. Grupta bankacılıktan sorumlu kişi Erol Bey olsa ve haliyle bankacılık adına iyi şeyler yapılsa da insanlar öncelikle Sakıp Bey’e duydukları sevgi ve güven nedeniyle bu tercihi yaptılar. Sanırım bu dönem kazanılan para, ülkemizde bir kişi-markanın yarattığı en büyük katma değerdir.

Öte yandan Sakıp Sabancı Türkiye’de işadamı profilini/karikatürünü değiştiren kişidir.  Yetmişli yıllarda mizah dergilerinde resmedilen (işçi düşmanı-gaddar ve ağzında puroyla  eğlence düşkünü) patron tiplemesi seksenlerde ciddi değişim gösterdi. Tabii ki seksenlerin dünyasında kahramanlık müessesesi CHE’den Rambo’ya geçti ama ülkemizde iş adamını toplum yararına çalışan bir kişi olarak resmedilmesinde kendisinin yine de önemli payı olduğunu düşünürüm.


Uğur Dündar
Aranızda bir sektörü kurtaran var mı? Hacmi üç milyar lirayı bulan tavukçuluk endüstrisi kuş gribi nedeniyle bitmek üzereydi ki Uğur Dündar çizmeyi çekip önlüğü giyip kesimhaneye girdi. Üstat etrafı inceledi ve fetvayı verdi; “yiyebilirsiniz”! Ertesi gün de millet olarak tekrar tavuk yemeye başladık. Yok böyle bir güç. Uğur Dündar’ı ilk “İşte Hayat” programından beri izleme şansına sahip oldum. Araştırmacı gazeteci ünvanını açık ara sahiplendiğini değişik araştırmalarda test ettim. Öyle Uğur Mumcu gibi bir dosya araştırmacısı değildi ve genelde küçük hırsızlarla uğraştı. Ayrıca gizli kamera gibi bugün doğru bulunmayan yöntemleri kullandı ama marka gücü hiç zayıflamadı. Çünkü o hep aynı duruşu, ses tonunu ve görsel etkinliği korudu. Ne konu değiştirdi ne tarz. Deterjan reklamı gibi; belki biraz sıktı ama net bir iz bıraktı, iş yaptı.

Artık günümüzde üst düzey tartışmaların tartışılmaz hakemidir. Bu saatten sonra bariz bir hata yapacağını sanmıyorum. Oluşturduğu marka gücünü alkışlıyorum.


Hıncal Uluç
Ülkenin en önemli polemiklerinin tarafı olmayı ve hep inandırıcı şeyleri çok net bir şekilde  söylemeyi başardı. Konu yakalamada ve pozisyon seçmedeki yaratıcılığı olağan üstüdür. Basının “konumlandırma” uzmanıdır. Odaklanma şampiyonudur. Samimi ve içten yazar, gördüğünü çalar. “Tarafsız taraftardır.” Marka gücünün somut tezahürü ise Sabah ekibinin yarıdan fazlası Vatan’a geçtiğinde ortaya çıkmıştır. Bana sorarsanız, Sabah gazetesini neredeyse tek başına taşımıştır. O da Vatan’a gitse iş bitebilirdi. (O, bu tür cümleleri “biterdi” diye kurar. Nettir.)

Bunun verdiği güçle bugün Türk medyasında gazetesini eleştirebilen tek adamdır. Türkiye’nin en büyük reklamvereni hakkında dahi olumsuz yazabilir. (Bu, henüz Ahmet Hakan’a verilmiş bir hak değil mesela.) Çünkü Hıncal abinin tuzu kurudur, paraya pula ihtiyacı yoktur, çoluğa çocuğa bir şeyler bırakma durumunda değildir (ama tanıyanlar cimri olduğunu söylerler). O yüzden, sevmeyeni çok olsa da insanlar onun samimiyetinden şüphe duymazlar.


Bu dev markalarımız dışında ünlülerimizin de belli bir “bağış toplama” kapasitesi vardır. Arada bir ekip kurarak televiyonda hayır işi için para toplarlar. Bu miktarlar da o ünlülerin marka gücünün somut bir tezahürü olarak dikkate alınabilir. Bir de Süleyman Demirel’in belli iş adamlarından topladığı bağışlar var ama onlar bir marka gücünden çok “vefa borcu” kategorisine girer.

 

Boş Pozisyonlar;

İş dünyasının yeni vizyoner lideri:
Güler Sabancı olabilir ama Sakıp Bey’le kıyaslanacağı için işi zor. Belki zamanla bir üslup geliştirir. Koç ailesinde kuvvetli aday yok. Doğan Grubu’na kimse inanmaz. Ahmet Nazif Zorlu, Bülent Özaydınlı aklıma geliyor ancak kişisel iletişim performansları zayıf. Biri lazım da kim?

Solun yeni lideri: 
Enerjik, genç ve esprili. Sloganlardan kaçacak, aktif, iyi giyenen şu an yirmili yaşlarını sürenlerin hayranlığını kazanabilecek tipte biri. Sigara ve içkiden uzak, hırıltılı ve bezgin konuşmayan, sportif kişi. Tercihan iş dünyasında ve sivil toplum örgütlerinde kariyer yapmış, klasik “örgütçü” tiplerden değil.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
2010’da şehri patlatacak vizyoner, karizmatik, iletişimi kuvvetli lider şahsiyet.

Milli takımlar teknik direktörü
Bilgi ve kariyer önemli değil. Rakip hocaya saldırmasın yeter
.