Güven Borça
9 Eylül 2016 Cuma
Cash Flow Management -Şirketleri ve Ülkeyi Nakit Akışına Göre Yönetmek-

Şirketlerde yöneticilerin, yatırımcıların, finansçıların kullandığı çok sayıda mali tablo üretilir. Bunlar arasında  pazarlamacılar için kritik üç tablo şunlardır:  

 

1.Kar-Zarar (P&L) 

Satış Geliri - Maliyet/Masraf = Kar

2.Bilanço (Balance Sheet)
Aktif = Pasif (+özkaynak)

3.Nakit Akış  (Cash Flow)
Faaliyet + Yatırım + Finans

Yani bize çok uluslu şirketler dünyasında öğretilen buydu. Çalıştığım Amerikan şirketinde sorumlusu olduğumuz ürün grubu veya markaların kar-zarar tablosunu pazarlama hazırlardı. Yönetime yaptığımız her türlü fiyat, kampanya, reklam, yeni ürün teklifinin ekinde o ürüne ve döneme ait kar-zarar tablosunu sunardık. Bilanço hakkında da bir fikrimiz olurdu ama nakit akış vd finansal tablolarla belli dönemler dışında ilgilenmezdik. O, finansın işiydi. Bizim önceliğimiz “faaliyet karı” idi. Yani yaptığımız esas işten para kazanıyor muyuz ve bu sürdürülebilir bir durum mu? Patron parayı repoya yatırmış, borç almış bizi ilgilendirmezdi.

Ancak takip eden dönemde danışmanlık hizmeti verdiğim yerel şirketlerin neredeyse hiçbirinde bu detayda bir çalışmaya şahit olmadım. Bazı şirketlerde kar-zarar tablolarını biz ürettik ama tedavüle sokamadık. İlgilenmediler veya anlamadılar. Çoğunda niyetlenmedik bile. Peki neydi bizim şirketlerin yönetime esas tabloları? Yukarıdaki sıranın tam tersi. Öncelik nakit akışıydı. Sonra bazıları bilançoya bakar. Sağlam bir kar-zarar tablosu yapan ise azdı.

 

Ülkemizdeki küçük şirketlerin tamamen nakit akışına göre çalışır. Gelir-gider dengesini tutturmak tek önceliktir. Kasaya giren her kuruşu, örneğin satışlardan alınan KDV’yi kendi paraları olarak görürler. Neredeyse hiçbir esnaf KDV hariç hesap yapmaz, o KDV’yi ödememenin yolunu arar. Haklıdır da çünkü sektörde dengeler öyle kurulmuştur. KDV öderse rekabet edemez. Bazı sektörlerde vadeler iki yıla kadar uzamışsa, sebebi bu bakış açısıdır.  

 

Peki büyükler nasıl? Çok kurumsal şirketler dışında ağırlık benzer kafadadır. Şirketlerinin borç ve alacaklarını, stoklarını takip ederler ve kararları ona göre alırlar. Döviz kurlarını, faiz oranlarını çok iyi bilirler ama faaliyet karına bakan, daha doğrusu böyle bir tablo üretebilen azdır. Malı uzun vadeli alıp kısa vadeli satarak nakit akışını sağlayabildikleri ve arada artan parayla biraz mal mülk alabildikleri sürece kendilerini başarılı görürler. Son dönemde ticarette vadeler nasıl uzadı farkındasınız. Tabii ki ekonomideki daralma da etkiledi ama kök sebebi budur; faaliyet karından ziyade günü kurtarma ve çarkı çevirme önceliklidir. AVM kiralarının yıllar boyunca rasyonel olmayan bir şekilde artmasının sebebi de budur, kimse faaliyet karına bakmadan o büyük borçların, kiraların altına  girer. Tabi buradan sürdürülebilir iş modelleri, dünya markaları çıkmaz ama bu da kimsenin derdi değildir. Çünkü kenarda yeterince gayrimenkul vardır ve zaten üç beş yılda bir vergi affı, borç öteleme fırsatı çıkmaktadır.

 

Peki şirketler böyle de bizde devlet nasıl yönetiliyor? Maalesef aynı şekilde. Bir yerlerden para bulunduğu, maaşlar ve  hak edişler ödendiği sürece sorun yoktur. Borç nasıl artmış, uzun vadede ülke nasıl bir taahhüt altına girmiş, bu iş sürdürülebilir mi,  siyasilerin derdi olmaz.

 

Çalışmışlığım yok ama Türkiye’de kamu ile yaptığım her görüşmede edindiğim izlenim odur. Devletin verdiği tüm teşviklerde, yaptığı yatırımlarda bir öngörü ve fizibilite görmem. Bir yerden bir para gelir ve o para, alınacak oyları ve kişisel birikimleri maksimize edilecek şekilde dağıtılır.

 

Örneğin kamunun şu konulardan birinde ciddi bir fizibilite çalışması varsa hakikaten çok şaşıracağım;


  • Önümüzdeki on yıl boyunca ülkemizde beklenen kara, hava ve deniz taşımacılığı yolcu rakamları
  • Önümüzdeki yirmi yıl için Türkiye’de hangi branşlarda ne kadar üniversite mezununa ihtiyaç olacağı
  • İller bazında nüfusa ve gelire orantılı olarak olması gereken optimum perakende satış alanları
  • Tarıma verilen desteklerle beklenen getiri arasındaki ilişki  
  • Hangi sektörde ne kadar üretim kapasitesine ihtiyaç olduğu, nereden sonra sektörün zarar yazmaya başlayacağı
  • İç turizme yönelik nokta bazında beklentiler ve illere yapılacak yatırımların fizibilitesi
  • Yurt dışında ülkemizle ilgili algı ve bunun hangi bütçelerle ne kadar değiştirilebileceği
  • Gibi…


Şimdi biri çıkıp bunlar var diyebilir. O zaman gelsin de bir kısmının yetersiz, ağırlığının da çöp olduğunu ispatlayım. Bu ülkede tepeden tırnağa herkesin en iyi bildiği konu kur-faizdir. Sonra kişisel mal mülk yatırımı. Hesap kitap yaptığı düşünülen kişilerin bir kısmı da bilerek ya da bilmeyerek küresel emperyalizmin avukatıdır. Bu işin nasıl işlediğini merak eden de John Perkins’in “Bir ekonomik tetikçinin itirafları” adlı kitabı okusun. Orada her şey birinci ağızdan anlatılıyor.

 

Bunları alt alta koyduğumuda ortaya çıkan şey de hesapsız kitapsız yol, köprü, otogar, havaalanı, üniversite, fabrika ve AVM yatırımları, dağıtılan popülist teşvikler, aflar, ertelemeler ve yurt dışında rasgele yapılan iletişim faaliyetleridir.

 

Türkiye’yi bu hale getiren ise vasat merkez sağ iktidarlardır. Peki neden kaderimiz bu? Çünkü ülkemizdeki solcular nakit akış tablosunu dahi anlamazlar. Gelir gider dengesini yönetemezler çünkü “memurdurlar”. Millet de “bunlar hiç olmazsa parayı bulup benim maaşımı ödüyorlar, üstüne de yollar yapıyorlar” diye oyu sağa basar. Böyle gider dururuz… 

 

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.

Yorum Bulunamadı...
İlk yorum yapan siz olun.